Yirmi yıl sonra onu çocukluğuna götürdük. O güzel çocuk artık benim sevgilim. Bu kelimeyi ne kadar sevdim. Bilemez. İlk kez kullanıyor oluşum ona denk geldi. Bilemez. Onu şimdiden özledim. Tahmin eder. Yaşar Kemal vefat etti bugün. Bugün ilk defa o, yirmi sene sonra Ankara'nın en güzel parklarından birine daha gidip, çocukça sevinçler yaşattı ikimize. Biz zamanı hep dışarıda, el ele geçiriyorduk. Burunların aktığı bu soğuk Ankara günlerinde boğazımızı yumuşatmak için sıcak bir şeyler içip, kimsenin olmadığı yerlerde öpüşüyorduk. Dönme dolabın tam tepesinde, ışık hüzmelerinin içinde bana daha yaklaşmıştı. Fiziksel olarak değil elbette bu dediğim. O zaten bize dahildi. Kalben yaklaşmıştı. Kendi içini kendi içime yaklaştırmıştı. Eve gidince ona seslenişim onun uyumadan önce beni araması..
Şimdi biraz ders çalışıp, suratımdaki gülümsemeyi yarınki güneşe benzetebilirdim. Richard Hawley çalıyordu ve dünya benim için hiçbir şey ifade etmiyordu.
Bugün yirmisekiz şubattı. Şubat yirmisekiz çekiyordu. Saat akşam altı sularıydı. Uyudum. Uyandım. Büyüdüm ve küçük bir kız çocuğu bana bakıp, çok alıştım ben size dedi. Beni ben yapan tüm özelliklerin, güzelliklerin geri geldiğini görebiliyordum. Canı cehennemeydi herşeyin. Yaşar Kemal ölmüştü. Biz doğmuştuk.